Tel: 0531 938 51 60 | E-mail: eskicimatbaa@gmail.com

Eskici Matbaa

Kültürümüzün En Güzel Örneklerinden: Geleneksel Sünnet Düğünleri

Bursa'da sünnet düğünleri, okulların tatil olması ile başlar, ağustos ayının sonuna kadar sürerdi. Çarşılarda sünnet alışverişi yapılır, ardından özenle sünnet çocuğunun yatağı hazırlanırdı. O yataklar gelin arabası gibi süslenirdi. Bursa'ya has peşkirler, işlemeli göz nuru bezler, danteller, el işleri ve atlas yorganlar serilirdi. Hazırlıkların tamamlanması ile kına gecesi kadınlara ve çocuklara mahsustu. Kına çoğunlukla evlerin bahçelerinde yapılır, bahçesi olmayan ise sokaklarında yapardı. Kına gecesinin güzel geçebilmesi için mahallenin kadınları, eş dost, akraba elinden geleni yapardı. Kadınlar arasında yapılan kına geceleri, düğün sahibinin durumuna göre çalgılı çengili olurdu. Gelenlere kuru pasta ve limonata ikram edilirdi.
“Allı pullu, sırmalı, beyazlı, mavili pelerinli, kuşaklı. Oldu da bitti maşallah,damat olur inşallah” Kültürümüzün en güzel adetlerinden birisi de erkek çocuklarının sünnett düğünleri. Hem dinen önem arz eden, hem de örfi kültürümüz olan sünnet düğünleri akrabalar, komşular, eş dost ve sevdiklerimizin bir araya gelmesini sağlayan önemli cemiyetlerdir. Günümüzde kısmen değişen ya da geleneksel halinin unutulmaya yüz tuttuğu bu adetimiz içinde “Nerede o eski sünnet düğünleri?” sorusunu sormadan edemiyoruz. Öyle ki; artık Emirsultan Türbesi'nde sünnet çocuklarının neşeli sesleri çınlamıyor. Eski büyük bahçeli Bursa evlerinde, sokak aralarında, ampullerle aydınlatılmış ahşap sandalyeli, sazlı sözlü, çengili kınalar yapılmıyor. Zaman geçiyor, değişim kaçınılmaz oluyor.
İLK SÜNNET TÖRENLERİ
Osmanlıya başkentlik yapmış Bursa şehrimizde ilk görkemli sünnet törenleri 1. Murad oğulları Beyazıt ve Yakup Çelebi'lerle, Savcı Bey'in sünnet düğünleridir.
SOSYAL YARDIMLAŞMA
Sünnet düğünlerinin en güzel adetlerinden birisi ise; durumu iyi olan sünnet babasının durumu iyi olmayan öncelikli olarak yakın akraba, komşu ya da kimsesiz çocukları kendi çocuğu ile birlikte sünnet ettirmesiydi. Sosyal yardımlaşmanın en güzel örneklerinden olan bu durum adet haline gelmişti. Sünneti üstlenen kişi, çocuklar arasında kesinlikle ayırım yapmaksızın aynı şartları sunardı. Çocuğu ile aynı sünnet yatağını paylaştırır, diğer çocuğunda her ihtiyacını karşılardı. Sünnet ettirecek fakir çocuk bulamayanlar ise bir horoz keserdi.
FAYTON GEZİLERİ
Sünnet düğünlerinin olmazsa olmazı, gezilerdi. Eski zamanlarda bu geziler, fayton yada landon adı verilen at arabaları ile yapılırdı. Malik Aksel'de Bursa'da yapılan sünnet gezilerini şöyle anlatmıştır: “Çocukların sünnet gezdirmesinde söyledikleri türkülerin başında Bursa'ya mahsus türküler gelir. Bunlardan en çok tekrarlanan 'Bursa'nın ufak tefek taşları, keman olmuş o yârimin kaşları' idi. Sünnet gezdirmesi, açık fayton arabalarıyla aralıksız devam ederdi. Yeşil Türbe'den sonra Emir Sultan'da arabadan inilir türbe ziyaret edilir, dualar okunur, tekrar geriye dönülür.”
Özellikle Bursa'nın ilçe köylerinde yapılan sünnet gezileri, köy çocuklarının köy dışına çıkmalarına sebep olduğu için heyecan ve mutluluk verirdi. Köyden başlayan yolculuk Emirsultan Türbesi ziyareti ile son bulurdu.

EMİRSULTAN ZİYARETİ
Sünnet çocuklarının o zamanlardaki elbiseleri de şimdikinden oldukça farklıdır. Sünnet takkesi üzerine ailenin varlığına göre inciler, elmaslar, çiçekli broşlar, altın armudi 'Maşallah'lar takılırdı. Şapkadan aşağıya kadar inen uzun tellerde dikkate şayandı. Daha ilerleyen zamanlarda sünnet elbiselerindeki teller, broşlar, çiçekler gitti yerini süslü ve gösterişli şapkalar, pelerinler, kuşaklar, papyonlar ve maşallah yazılı kuşaklar aldı…. Sünnet çocuklarının Emirsultan Türbesini ziyaret ederek dua etmesi eski bir gelenekti. Emirsultan Hazretleri'nin ruhaniyetinden feyiz alan çocuklar, burada dua ettiklerinde sünnetlerinin kolay olacağını ümit ederlerdi. Sünnet düğünleri genellikle yemekli yapılırdı. Ailenin maddi durumuna göre yemek çeşidi artsa da, genellikle tavuklu ya da etli pilavdan oluşan menü, Bursa'ya özgü tatlı ve meşrubatla son bulurdu. Merasim, sünnet alayının gelmesi ile başlar, mevlit okunur ve çocuk tekbirler eşliğinde sünnet edilirdi. Sünnet çocuğunun yanında en yakınlarından birisi kirve olarak bulunurdu. Sünnet işleminin ardından çocuk “oldu da bitti maşallah, damat olur inşallah' nidaları ile süslü sünnet yatağına yatırılırdı. Adet olduğu üzere babası oğluna sünnet hediyesi verirdi. Erkek çocuklara saat vermek bir gelenekti. Büyüdüğünün bir nişanesi gibiydi.
Köylerde ise maddi durumu iyi olan sünnet babaları çocuklarına bağ, bahçe, tarla gibi hediyeler verirlerdi. Davetliler sünnet olan çocuğun yatağına ya da yastığının altına getirdikleri hediyeleri bırakarak çocuğun ailesine “Güveyliğini de görürüz inşallah” temennisinde bulunurlardı. Sünnet işleminin ardından eğlenceler yapılırdı.
OYUNCAK DARBUKALAR
Bursa'da düğünlerde darbuka önemli bir yer tutmaktadır. Malik Aksel bu önemi şöyle ifade eder: “Tuz Pazarı'nda karpuz, kavun sergilerinden sonra darbuka sergileri açılırdı. Sünnet düğünlerinde çocukların ellerinden bırakmadıkları bir oyuncak da darbukadır. Bunların çoğunlukla testi kısmı kırmızıya boyanır, bunun üzerine beyaz, sarı çiçekler yapılır, güller kondurulurdu. Bu oyuncak darbukalar elden ele dolaşırdı.”
ZEKİ MÜREN'İN SÜNNETİ
Üzerinden bir ay boyunca sünnet entarisini çıkarmayan Bursalı Sanatçı Zeki Müren Orta Pazar Mahallesinde yapılan sünnetini hiçbir zaman unutmaz. “Batmayan güneş Belgeselinde hayatıyla ilgili özel anekdotları anlatırken Bursa'daki sünnetini şöyle anlatır. “Bursa'da sünnet olan her çocuğun fayton araba, böyle çiçeklerle süslenmiş atlı fayton o zaman Landon'da denilirdi. Landon araba ile ziyaret ettiği zat Emirsultan hazretleriydi. O süslü araba ile Emirsultan'a gidilir. Dua edilir eve dönüldükten sonra sünnet olayı gerçekleşirdi. Ben 11 yaşında sünnet oldum. Elbette ki o Landon yani faytonun büyüğü olan atlı arabayla böyle başımda teller, sağ omuzumdan aşağı doğru iniyordu ve şapkamda da hakiki hem Annemin hem Ana annemin hem de teyzemin broşları ön kısmını süslüyor. Bu bir adetti yani her çocuk öyle süslü bir şapka giyerdi. Emirsultan Hazreti'nin türbe ve camiini ziyaret ettikten sonra muhakkak uhrevi bir hava ile eve dönülür. İnsan sünnet acısını hissetmezdi.” der.


Kültürümüzün En Güzel Örneklerinden: Geleneksel Sünnet Düğünleri

Bursa'da sünnet düğünleri, okulların tatil olması ile başlar, ağustos ayının sonuna kadar sürerdi. Çarşılarda sünnet alışverişi yapılır, ardından özenle sünnet çocuğunun yatağı hazırlanırdı. O yataklar gelin arabası gibi süslenirdi. Bursa'ya has peşkirler, işlemeli göz nuru bezler, danteller, el işleri ve atlas yorganlar serilirdi. Hazırlıkların tamamlanması ile kına gecesi kadınlara ve çocuklara mahsustu. Kına çoğunlukla evlerin bahçelerinde yapılır, bahçesi olmayan ise sokaklarında yapardı. Kına gecesinin güzel geçebilmesi için mahallenin kadınları, eş dost, akraba elinden geleni yapardı. Kadınlar arasında yapılan kına geceleri, düğün sahibinin durumuna göre çalgılı çengili olurdu. Gelenlere kuru pasta ve limonata ikram edilirdi. “Allı pullu, sırmalı, beyazlı, mavili pelerinli, kuşaklı. Oldu da bitti maşallah,damat olur inşallah” Kültürümüzün en güzel adetlerinden birisi de erkek çocuklarının sünnett düğünleri. Hem dinen önem arz eden, hem de örfi kültürümüz olan sünnet düğünleri akrabalar, komşular, eş dost ve sevdiklerimizin bir araya gelmesini sağlayan önemli cemiyetlerdir. Günümüzde kısmen değişen ya da geleneksel halinin unutulmaya yüz tuttuğu bu adetimiz içinde “Nerede o eski sünnet düğünleri?” sorusunu sormadan edemiyoruz. Öyle ki; artık Emirsultan Türbesi'nde sünnet çocuklarının neşeli sesleri çınlamıyor. Eski büyük bahçeli Bursa evlerinde, sokak aralarında, ampullerle aydınlatılmış ahşap sandalyeli, sazlı sözlü, çengili kınalar yapılmıyor. Zaman geçiyor, değişim kaçınılmaz oluyor. İLK SÜNNET TÖRENLERİ Osmanlıya başkentlik yapmış Bursa şehrimizde ilk görkemli sünnet törenleri 1. Murad oğulları Beyazıt ve Yakup Çelebi'lerle, Savcı Bey'in sünnet düğünleridir. SOSYAL YARDIMLAŞMA Sünnet düğünlerinin en güzel adetlerinden birisi ise; durumu iyi olan sünnet babasının durumu iyi olmayan öncelikli olarak yakın akraba, komşu ya da kimsesiz çocukları kendi çocuğu ile birlikte sünnet ettirmesiydi. Sosyal yardımlaşmanın en güzel örneklerinden olan bu durum adet haline gelmişti. Sünneti üstlenen kişi, çocuklar arasında kesinlikle ayırım yapmaksızın aynı şartları sunardı. Çocuğu ile aynı sünnet yatağını paylaştırır, diğer çocuğunda her ihtiyacını karşılardı. Sünnet ettirecek fakir çocuk bulamayanlar ise bir horoz keserdi. FAYTON GEZİLERİ Sünnet düğünlerinin olmazsa olmazı, gezilerdi. Eski zamanlarda bu geziler, fayton yada landon adı verilen at arabaları ile yapılırdı. Malik Aksel'de Bursa'da yapılan sünnet gezilerini şöyle anlatmıştır: “Çocukların sünnet gezdirmesinde söyledikleri türkülerin başında Bursa'ya mahsus türküler gelir. Bunlardan en çok tekrarlanan 'Bursa'nın ufak tefek taşları, keman olmuş o yârimin kaşları' idi. Sünnet gezdirmesi, açık fayton arabalarıyla aralıksız devam ederdi. Yeşil Türbe'den sonra Emir Sultan'da arabadan inilir türbe ziyaret edilir, dualar okunur, tekrar geriye dönülür.” Özellikle Bursa'nın ilçe köylerinde yapılan sünnet gezileri, köy çocuklarının köy dışına çıkmalarına sebep olduğu için heyecan ve mutluluk verirdi. Köyden başlayan yolculuk Emirsultan Türbesi ziyareti ile son bulurdu. EMİRSULTAN ZİYARETİ Sünnet çocuklarının o zamanlardaki elbiseleri de şimdikinden oldukça farklıdır. Sünnet takkesi üzerine ailenin varlığına göre inciler, elmaslar, çiçekli broşlar, altın armudi 'Maşallah'lar takılırdı. Şapkadan aşağıya kadar inen uzun tellerde dikkate şayandı. Daha ilerleyen zamanlarda sünnet elbiselerindeki teller, broşlar, çiçekler gitti yerini süslü ve gösterişli şapkalar, pelerinler, kuşaklar, papyonlar ve maşallah yazılı kuşaklar aldı…. Sünnet çocuklarının Emirsultan Türbesini ziyaret ederek dua etmesi eski bir gelenekti. Emirsultan Hazretleri'nin ruhaniyetinden feyiz alan çocuklar, burada dua ettiklerinde sünnetlerinin kolay olacağını ümit ederlerdi. Sünnet düğünleri genellikle yemekli yapılırdı. Ailenin maddi durumuna göre yemek çeşidi artsa da, genellikle tavuklu ya da etli pilavdan oluşan menü, Bursa'ya özgü tatlı ve meşrubatla son bulurdu. Merasim, sünnet alayının gelmesi ile başlar, mevlit okunur ve çocuk tekbirler eşliğinde sünnet edilirdi. Sünnet çocuğunun yanında en yakınlarından birisi kirve olarak bulunurdu. Sünnet işleminin ardından çocuk “oldu da bitti maşallah, damat olur inşallah' nidaları ile süslü sünnet yatağına yatırılırdı. Adet olduğu üzere babası oğluna sünnet hediyesi verirdi. Erkek çocuklara saat vermek bir gelenekti. Büyüdüğünün bir nişanesi gibiydi. Köylerde ise maddi durumu iyi olan sünnet babaları çocuklarına bağ, bahçe, tarla gibi hediyeler verirlerdi. Davetliler sünnet olan çocuğun yatağına ya da yastığının altına getirdikleri hediyeleri bırakarak çocuğun ailesine “Güveyliğini de görürüz inşallah” temennisinde bulunurlardı. Sünnet işleminin ardından eğlenceler yapılırdı. OYUNCAK DARBUKALAR Bursa'da düğünlerde darbuka önemli bir yer tutmaktadır. Malik Aksel bu önemi şöyle ifade eder: “Tuz Pazarı'nda karpuz, kavun sergilerinden sonra darbuka sergileri açılırdı. Sünnet düğünlerinde çocukların ellerinden bırakmadıkları bir oyuncak da darbukadır. Bunların çoğunlukla testi kısmı kırmızıya boyanır, bunun üzerine beyaz, sarı çiçekler yapılır, güller kondurulurdu. Bu oyuncak darbukalar elden ele dolaşırdı.” ZEKİ MÜREN'İN SÜNNETİ Üzerinden bir ay boyunca sünnet entarisini çıkarmayan Bursalı Sanatçı Zeki Müren Orta Pazar Mahallesinde yapılan sünnetini hiçbir zaman unutmaz. “Batmayan güneş Belgeselinde hayatıyla ilgili özel anekdotları anlatırken Bursa'daki sünnetini şöyle anlatır. “Bursa'da sünnet olan her çocuğun fayton araba, böyle çiçeklerle süslenmiş atlı fayton o zaman Landon'da denilirdi. Landon araba ile ziyaret ettiği zat Emirsultan hazretleriydi. O süslü araba ile Emirsultan'a gidilir. Dua edilir eve dönüldükten sonra sünnet olayı gerçekleşirdi. Ben 11 yaşında sünnet oldum. Elbette ki o Landon yani faytonun büyüğü olan atlı arabayla böyle başımda teller, sağ omuzumdan aşağı doğru iniyordu ve şapkamda da hakiki hem Annemin hem Ana annemin hem de teyzemin broşları ön kısmını süslüyor. Bu bir adetti yani her çocuk öyle süslü bir şapka giyerdi. Emirsultan Hazreti'nin türbe ve camiini ziyaret ettikten sonra muhakkak uhrevi bir hava ile eve dönülür. İnsan sünnet acısını hissetmezdi.” der.